Şöhreti fethe koşan bir aydınlar ordusu. Kimi yarı yolda kalacak, kimi yol değiştirecektir bu akıncıların. Belki hiçbiri varamayacaktır hedefe. Genç düşünce, dergilerde kanat çırpar. Yasak bölge tanımayan bir tecessüs; tanımayan, daha doğrusu tanımak istemeyen. En çatık kaşlılarda bile insanı gülümseten bir “itimât-ı nefs”, dünyanın kendisiyle başladığını vehmeden bir saffet var. Tomurcukların vaitkâr gururu.
Bir şehrin iç sokakları gibi mahrem ve samimidirler. Devrin çehresini makyajsız olarak onlarda bulursunuz. Müzeden çok antikacı dükkânı, mühmel ve derbeder.
Kitap, istikbale yollanan mektup… smokin giyen heyecan, mumyalanan tefekkür. Kitap ve gazete… biri zamanın dışındadır, öteki “an”ın kendisi. Kitap, beraber yaşar sizinle, beraber büyür. Gazete, okununca biter.
Kitap fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz. Dergi, hür tefekkürün kalesi. Belki serseri ama taze ve sıcak bir tefekkür. Kitap, çok defa tek insanın eseri, tek düşüncenin yankısı; dergi bir zekâlar topluluğunun. Bir neslin vasiyetnamesidir dergi; vasiyetnamesi, daha doğrusu mesajı. Kapanan her dergi, kaybedilen bir savaş, hezimet veya intihar.
Bizde hazin bir kaderi var dergilerin; çoğu bir mevsim yaşar, çiçekler gibi. En talihlileri bir nesle seslenir. Eski dergiler, ziyaretçisi kalmayan bir mezarlık. Anahtarı kaybolmuş bir çekmece. Sayfalarına hangi hatıralar sinmiş, hangi ümitler, hangi heyecanlar gizlenmiş, merak eden yok.
“Mecmua-i Fünûn” (1863-1865) tam bir mektepti, diyor Tanpınar. “Bu mecmua bizde, Büyük Fransız Ansiklopedisi’nin on sekizinci asırdaki rolünü oynar.” Ne garip mukayese ! Fransız Ansiklopedisi, yükselen bir sınıfın kavga silâhıydı. Nassları devirmekti amaç; nassları, yani kiliseyi. “Mecmua-i Fünûn”, bir avuç bürokratın nâşir-i efkârıdır; daha doğrusu Batı’dan ithal edilen posa fikirlerin sergilendiği bir meydan. Ne milleti temsil eder, ne içtimâi bir sınıfı. Bununla beraber, düşünce tarihimizin bir sayfasıdır; bedbaht veya bahtiyar bir sayfası. Hangimizde kolleksiyonu var?
Dergiler, İkinci Meşrutiyet’te bir hitâbet kürsüsüydü, hitâbet kürsüsü veya bayrak. Altın çağları yeni harflerin kabulü ile sona erdi. Eski okuyucularını kaybettiler, yeni okuyucu nesilleri yetişinceye kadar devletten yardım beklemek zorunda kaldılar. Cumhuriyet intelijansiyasının en âcil vazifesi, maziyi tasfiye ve hâli takviyeydi. Takrir-i Sükûn Kanunu’ndan 1940’lara kadar, dergilerimiz hiçbir “aşırı düşünce”ye daha doğrusu düşünceye yer vermezler.
Sonra, zaman zaman çığlıklar duyulur, tek parti devrinin kesif ve kasvetli havasını dağıtmaya çalışan çığlıklar. Nihayet politika, haftalık kavga dergilerine görülmemiş bir alâka sağlar. Ve bu hayhuy içinde, sesi büsbütün kısılan edebiyat, birkaç zavallı derginin soluk sayfaları arasında nebatî bir hayat yaşar.
Cemil Meriç
Kaynak:
“Bu Ülke”- Cemil Meriç
İletişim Yayınları, 7.baskı, 1992, s.100-101
30 Haziran 2009 Salı
27 Haziran 2009 Cumartesi
"Temrin" dergisi, Nasrettin Hoca Özel Sayısı
Temmuz 2009, Sayı:15
Edebiyat dergisi Temrin, 1. yılını geçtiğimiz ay İstanbul Altunizade Kültür Merkezi’nde kutladı. Kokteylle başlayan kutlama, genç kalemlere verilen teşvik plaketleriyle devam etti. Kutlamanın son bölümünde Göksel Baktagir’in sanat müziği konseri, kutlamayı taçlandırmış oldu. Edebiyat ve medya dünyasının geniş katılımına sahne olan etkinlikle yaza giren Temrin dergisi, Temmuz sayısını Nasrettin Hoca’ya ayırmış. Geçtiğimiz yıl hem Yahya Kemal hem Kaşgarlı Mahmud hem de Nasreddin Hoca yılı ilan edilmişti. Temrin yeni bir dergi olmasına rağmen bu üç şahıs için özel sayı yaptı. Uzmanlarına yazdırılan Nasrettin Hoca yazıları, içeriği ve kalitesiyle dikkat çekiyor. Resimlerle rahatlatılan sayfalar, yeni bir dergiden beklenebilecek profesyonelliğin çok ötesinde bir görünüm sergiliyor. Sayfaları süsleyen Nasreddin Hoca resimleri, sıradan resimler değil, arşivlerden alınmış resimler… Dergi sıkça yaptığı röportajlarla da dikkat çekmeyi başarıyor. Nasrettin Hoca özel sayısı da yine bir akademisyenin röportajıyla taçlandırılmış. Bir yıl içinde üç özel sayı yaparak edebiyat dünyasının takdirini kazanan dergi, zamanında yayımlanarak istikrarlı bir periyot takip ediyor. Her ay düzenli olarak okura ulaşan dergi seçkin kitapçılara dağılıyor. Abone yönteminin her geçen gün ağırlık kazandığı dergi, posta dağıtımındaki aksaklıklarla muhatap olmamak için geçen aydan itibaren dağıtımını kurye ile yapmaya başladı. Ekip çalışmasının ürünü olan dergi, her sayısında yeni kalemlere “temrin” yaptırıyor. Yeni kalemlerin başarılı ürünlerini yayımlayan dergi, yazı heyetinin yorumlarını ayrı ayrı yazı sahiplerine gönderiyor.
İrtibat:
www.temrindergisi.com
bilgi@temrindergisi.com
temrindergisi@gmail.com
23 Haziran 2009 Salı
Yeni bir dergi: "Edebiyat Konağı"
Tomurcuk derdine düşen birkaç insan ve sana kapılarını araladıkları bir ‘Edebiyat Konağı’Merhaba Sevgili Okur…
Hoş geldin. En içten selamlarla, nazik hatırın sual ederiz. ‘Neylersin, ne keyiftesin, ne fikirdesin?’ Bu konakta amatör ruhların samimi heyecanlarına şahit olacaksın. Hazır mısın?
Öyleyse ben kendimi tanıtayım önce sana. Kalbin derinliklerinden süzülen, hayata ve insana dair her ne varsa seninle paylaşmak istedik ve yazmaya karşı kendini tutamayanları biraz daha teşvik ve yüreklendirme düşüncesiyle bu ‘Edebiyat Konağı’nı kurduk.
‘Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur’ sözü bize ilham oldu. Biz de ümit tomurcuklarına ilham olmak, arkamızda değerli bir eser bırakmak ve gözlerimizde kaybolmaya başlayan hayat ışığını canlandırmak için harekete geçtik. Biliyoruz ki, bizimkisi deryada katre bile değil. Hz. İbrahim’in atıldığı ateşe ağzında bir damla suyla giden serçe misali… Ama olsun. En azından yolumuz belli…
Biz biliyoruz ki birikim, kabiliyet ve disiplin işidir yazmak. İşte bu yüzden yazmak insanı olgunlaştırır. Bu duygu ve düşüncelerle seni de yazmaya karşı teşvik etmek için öncelikle senden gelecek eserlere yer vermeye çalışacağız. Zira bu dergi senin dergin olacak ve senden gelen eserlerle şekillenecek.
Hayatın monotonluğundan, iş-ev-okul-dershane arası gidiş gelişlerde ‘boş zaman’(!)larla kısıtlanmış sanat faaliyetlerini gerçek bir tutkuya dönüştürebilmek için bütün zorluklara birlikte göğüs gereceğiz. ‘Karanlığa küfretmektense bir ışık da sen yak!’ diyor ve seni de aramızda görmek istiyoruz. Biliyoruz ki ‘Bir mum diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.’ Ne dersin?
Hislerin konuştuğu yerde çok defa akıl ve mantık susar; susmasa bile en azından hissiyata tâbi olurmuş… Okurken belki fazla hisli yazılarla karşılaşacaksın. Sürçü lisan etti isek affola, amatör ruhların heyecanına verile…
Biz bu ‘Edebiyat Konağı’nı inşa ederek öncelikle kendi düşünce tembelliğimize ve hafıza hamallığımıza meydan okuyoruz. Kendi halimizde, kendi yağında kavrulan ve tamamen gönüllülük esasına dayalı bir ekibiz. Zaten edebiyat da gönül işi değil midir? Biz yol üzerinde bir konak olarak Türkiye’ye sesimizi duyurmak istiyoruz ve Türkiye için yola çıkıyoruz. Bu konaktan içeri girdiğine göre ilgili birisin. İstersen sen de katkıda bulunabilirsin.
Hedefimiz yapıcı olmak ve yıkıcılıktan mümkün olduğunca uzak durmak, bütün gücümüzle insana hizmet etmek, yeri ve zamanı geldiğinde de Türkiye’mizin sesini dünyaya duyurmaktır. Bu sebeple de ticari kaygılardan uzak, tamamıyla gönüllülük esasına dayalı bir aileyle çalışıyoruz. Bu bahçede yetişen fidanlar ilerde edebiyatın farklı bahçelerinde tomurcuklar açsın istiyoruz.
Bilirsin, böyle sıkıntılı bir dönemde dergi çıkarmak gerçekten zordur. Fakat birkaç yıl sonra bu olanlar unutulacak ve geriye yine bu ülkenin kültürü, sanatı ve edebiyatı kalacak. Bir ülkenin kalkınmışlık düzeyine edebiyat alanında verdiği eserlere bakarak çok rahat karar verilebilir. Ayrıca yazı yazma kabiliyeti kültür, teknoloji ve medeniyet açısından en çok ihtiyaç duyulan kabiliyetlerdendir. (Faigley vd., 1981)
Edebiyat onunla hemhal olmayanlar için bir çeşit toplumsal hayattan ve sorumluluktan kaçma gibi görülebilir. Ancak bu yolun yolcuları bilirler ki bir toplumun geleceğini şekillendiren edebiyattır. Toplumsal birçok gelişme önce edebiyatta yer bulmuş ve toplumu ona hazırlamıştır.
Sana hakkımda daha fazla şey anlatabilirdim şüphesiz, ama bunu kendin keşfetmeni istiyorum. Etrafındaki karmaşadan uzakta, kendi sesini duyabileceğin, farklı heyecanlara şahit olacağın bir ‘edebiyat konağı’ seni bekliyor. ‘Kitapların ciddiyetinden, gazetelerin sorumsuzluğundan’ uzakta genç düşüncelerin taze, sıcak ve samimi mesajıyla seni baş başa bırakıyorum.
Sesinin suya düşen damlalar gibi konağımızda ve gönüllerde yer bulması temennisiyle…
Ahmet Salih SARIKAYA
Bu Sayıdakiler:
Rainer Maria Rilke…06 / Büşra Arslanyürek
Ayrılık…12 / Fedai SEVİNÇ
ELENORA’ya…14 / Ahmet Salih SARIKAYA
O Kız…16 / Ela Nur REYHANLIOĞLU
Veda İzdüşümleri…17 / Ahmet Sefa SAYAR
Peyami SAFA…44 / Mine EŞLİK
Sorusuz Cevaplar…15 / Nazlı GÜRKAŞ
Babamı Kaçıran Tayyareler…19 / Fahri DÖNGELLİ
Bir Sevdadır Yazmak…20 / Berat KÜÇÜK
Ağaç…22 / Okan AKSOY
Edeb’den Edebiyata…23 / Recep ÖZKUL
Sıkışmış Kalbim…24 / Feyza Nur ALPARSLAN
HAYATTA iMZANIZ OLSUN…25 / Kağan AKSOY
Garip Saray’ım…26 / Ekrem ALTUNYA
… 27 / Efe Tanrıöver
Gece’ye Veda…28 / Tuğrul Semerciler
Gecede Yalnızlık….29 / Merve Hekimoğlu
Ecce Homo…30 / Çev: Edebiyat Konağı
Vapur ve İnsan…31 / Ekrem ALTUNYA
Merhaba eski dostum…32 / Akın ÖZKAN
Apaçık…46 / Esray KARAKAYA
Kelimeler ve İnsanlar…37 / Burcu YAŞAR
Peyami Safa…38 / Mine EŞLİK
Muzlu Tarçınlı Süt…42 / Burcu YAŞAR
Sahil Sahnesi…44 — / Uğur SAĞLAM
Yaşlı Adam…46 — / İhsan SeYLAN
Zamanla Birlikte…47 – / Okan AKSOY
Sus!…48 — / Ferhat ÇAKIRÖZ
Rüya…49 — / Osman Emir Şenel
Çocukluğuma Verin!…50 — / Sinem ÖZ
Bir şehir Uykusunda Seni Düşlüyor…51 / Akın ÖZKAN
İrtibat:
www.edebiyatkonagi.net
bilgi@edebiyatkonagi.net
20 Haziran 2009 Cumartesi
Yaz tatiline girerken okumalar
Yeni bir dönemi farklı yoğunluklarla yaşıyoruz. Eğitim sisteminin çarpıklığı, yoğunluğu ve yorgunluğu gençlerin pestilini çıkarıyor. Gençlerin ilgi alanının dağınıklığı, teknoloji ve bilişimin gençlerin yeni ilgi alanı oluşu bir gayya kuyusu oluşturuyor. Çocuk sahibi olanlar bunun ne anlama geldiğini iyi bilirler. Bu yeni zamanda oluşumun dönemindeki gençlerin beyinlerini uyuşturan, kuşatma altına alan bilişim teknolojisi gençleri saçıp savuruyor.
Son iki yıldır okullarda 1000 Temel Eser uygulaması kısmen de olsa olumlu sonuçlar getirdi. En azından, zorunluluktan da olsa gençlerin birkaç kitap okumaları bir okuma alışkanlığının oluşumunu sağlayabilir. Bunların biraz daha hayatın içinde olması çok daha olumlu sonuçlar doğuracak.
Bundan daha önemlisi, gençleri besleyecek sıcağı sıcağına sanat ve düşünceyle bağ kuracak edebiyat dergilerinin sıkı okunması gerekmekte. Dergiler fırından çıkan taze ekmek gibidir. Ele alındığında matbaa buğusu üzerindedir. Kâğıt ve matbaa kokusu insana farklı duygular yaşatır. Edebiyat dergileriyle bağ kuran gençler zaman içinde kendilerini düşünce ve sanat dünyası içinde bulurlar. Günümüzde epeyce dergi çıkıyor. Yedi İklim, Edebiyat Ortamı, Bir Nokta, Hece, Hece Öykü, Dergâh, Türk Edebiyatı, Kertenkele, Karagöz, Temrin, Fayrap, Beyaz Gemi, Yolcu, Kuşluk Vakti, Kardeş Kalemler vb. Bunların bir kısmı Anadolu'nun çeşitli kentlerinde çıkıyor. Hemen herkesin ulaşabileceği bir dergi mutlaka vardır. Bunların, üslupları, bakışları bulundukları yerleri farklı olabilir. Bir genç kendi ruh dünyasına hangisini yakın buluyorsa almalı, beslenmeli. Dergiler için en iyi ulaşım yolu abone olmaktır.
Yedi İklim İslâm düşünce ve medeniyet geleneğine bağlı bir dergi. Sırat-ı Müstakim, Sebillürreşad, Ağaç, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera, Yönelişler gibi bir istikamet üzerinde duruyor.
Bugünün gençliğine bir serzenişimiz var. 1976'lı yıllarda Erzurum'a Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergileri MTTB Kitap Kulübüne her birinden yaklaşık 300'er adet gelirdi. Bunlar ya abone, ya da satış yoluyla bir hafta on gün içinde tükenirdi. Ne yazık ki bugün dergilerin Türkiye genelinde satış toplamı bu civarda. Gene Erzurum üzerinden bir örnek verir isek, dağıtım harici, kendi imkânlarımız ile bir kitapevine gönderdiğimiz iki adet dergiden sadece özel sayılar satılıyor. Diğerleri ise arada bir, bir adet satılmış oluyor. Bu, Erzurum gibi bir üniversite ve kültür merkezi için vahim bir durum. Koca kentte 20 abonemiz var. Fen Edebiyat Fakültesi, Eğitim Fakültesi olan bir büyük kentimiz. Liseleri, Edebiyat öğretmenleri, edebiyat meraklıları, üniversitedeki edebiyat hocaları edebiyat adına ne yerler, ne içerler, neyle beslenirler merak konusu. Bunu, bütün Türkiye'ye yayabiliriz.
Milli Gazete kültür sanat sayfasının doluluğu ve köşe yazarlarının büyük bölümünün edebiyat ve düşünce insanı olmaları sevinilecek bir durum oluşturuyor. Günümüz Ergenekon bulamacında bütün muhafazakâr ve sağ gazeteler, yazarlarıyla bu bulamaçta debelenirlerken, düşünce ve okuma adına bir hamlenin olmayışı daha da vahim bir durum oluşturuyor. Düşünce, inanç ve kültür kavgası, oluşumu yerine kayıkçı kavgası, çıkar, pasta kavgasıyla gençler bir uçuruma götürülüyor.
Anadolu Gençlik de bu anlamda tek gençlik dayanağımız. Onların da bu büyüklüklerine, hasbiliklerine, sahihliklerine rağmen okumaya yeterince yoğunlaşmadıkları kanaatindeyim. Bu gençlik gelecekte Türkiye'yi yönetecek olan bir gençlik. Geçen yıl Samsun'da bir konferansta girdiğim üniversite kampüsünde binlerce gencin uçarı bir dünyada olduklarını gördüm, sezdim. Ne yazık ki Türkiye üniversiteleri boş insanları toplum içine salıyor. Kimi özel çabalar gençliğin kurtuluşuna yetecek mi?
Bu arada Anadolu Gençlik İstanbul Üniversitesi gençleriyle Necip Fazıl okumalarımız bizi son derece mutlu etti. Yirmi, yirmi beş kişilik bu genç grup ile yaptığımız okumalarda büyük bir heyecan yaşadım. Pırıl pırıl bu gençler bir dünya keşfettiler. Ben de onlarla yaşadım. Onca yoğunluğum arasında, Üstad'ın iki kitabını birlikte okuduk, müzakere ettik. Benden önce de okumuşlardı. Son okuduğumuz kitap Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu idi. Onlarla bir okuma heyecanı yaşamak, onların keşif dünyasındaki heyecanları yaşamak apayrı bir mutluluk yaşattı. Sınav dönemleri olmasına karşın kitabı didik didik edişleri, kafalarındaki kimi soruların çözülmesi, kimi soruların belirmesi sevindirici.
Hayatta onlarca şair ve yazarımız var. Şiir şölenlerinde gidip onları dinlemek yerine, her biri şairlerin kitaplarını alsalar, şairlerle buluşsalar, onları şiir yağmuruna, soru yağmuruna tutsalar çok daha hayırlı olacak. Öykü kitapları, romanlar, denemeler, düşünce kitapları okusalar. Yazarları anlamaya çalışsalar... Bu ülke insanı çok tuhaf. Büyük bir şair, düşünür olan Sezai Karakoç gibi bir imkânı değerlendirmiyor. Asıl tuhaflık burada. Dedi kodu üretmekten, onların okunmamamsı için üzerine örtmek için türlü bahaneler üretmekten başka bir şey yapmıyorlar. Çocuklar gibi mahalle kabadayılarının kavgası gibi, benim şairim senin şairini döver mantığı içindedirler. Yerli eserlerle birlikte Batı Klasikleri, İslâm düşüncesinin temel eserleri bir arada okunursa gençliğin ufku çok farklılaşacak.
Gençler tatile çıkarken yanlarında en az on kitap almalıdırlar. Bir edebiyat dergisine de abone olmalılar. Haydi gençler bu bir ödev.
Ali Haydar Haksal
Millî Gazete
16 Haziran 2009
Son iki yıldır okullarda 1000 Temel Eser uygulaması kısmen de olsa olumlu sonuçlar getirdi. En azından, zorunluluktan da olsa gençlerin birkaç kitap okumaları bir okuma alışkanlığının oluşumunu sağlayabilir. Bunların biraz daha hayatın içinde olması çok daha olumlu sonuçlar doğuracak.
Bundan daha önemlisi, gençleri besleyecek sıcağı sıcağına sanat ve düşünceyle bağ kuracak edebiyat dergilerinin sıkı okunması gerekmekte. Dergiler fırından çıkan taze ekmek gibidir. Ele alındığında matbaa buğusu üzerindedir. Kâğıt ve matbaa kokusu insana farklı duygular yaşatır. Edebiyat dergileriyle bağ kuran gençler zaman içinde kendilerini düşünce ve sanat dünyası içinde bulurlar. Günümüzde epeyce dergi çıkıyor. Yedi İklim, Edebiyat Ortamı, Bir Nokta, Hece, Hece Öykü, Dergâh, Türk Edebiyatı, Kertenkele, Karagöz, Temrin, Fayrap, Beyaz Gemi, Yolcu, Kuşluk Vakti, Kardeş Kalemler vb. Bunların bir kısmı Anadolu'nun çeşitli kentlerinde çıkıyor. Hemen herkesin ulaşabileceği bir dergi mutlaka vardır. Bunların, üslupları, bakışları bulundukları yerleri farklı olabilir. Bir genç kendi ruh dünyasına hangisini yakın buluyorsa almalı, beslenmeli. Dergiler için en iyi ulaşım yolu abone olmaktır.
Yedi İklim İslâm düşünce ve medeniyet geleneğine bağlı bir dergi. Sırat-ı Müstakim, Sebillürreşad, Ağaç, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera, Yönelişler gibi bir istikamet üzerinde duruyor.
Bugünün gençliğine bir serzenişimiz var. 1976'lı yıllarda Erzurum'a Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergileri MTTB Kitap Kulübüne her birinden yaklaşık 300'er adet gelirdi. Bunlar ya abone, ya da satış yoluyla bir hafta on gün içinde tükenirdi. Ne yazık ki bugün dergilerin Türkiye genelinde satış toplamı bu civarda. Gene Erzurum üzerinden bir örnek verir isek, dağıtım harici, kendi imkânlarımız ile bir kitapevine gönderdiğimiz iki adet dergiden sadece özel sayılar satılıyor. Diğerleri ise arada bir, bir adet satılmış oluyor. Bu, Erzurum gibi bir üniversite ve kültür merkezi için vahim bir durum. Koca kentte 20 abonemiz var. Fen Edebiyat Fakültesi, Eğitim Fakültesi olan bir büyük kentimiz. Liseleri, Edebiyat öğretmenleri, edebiyat meraklıları, üniversitedeki edebiyat hocaları edebiyat adına ne yerler, ne içerler, neyle beslenirler merak konusu. Bunu, bütün Türkiye'ye yayabiliriz.
Milli Gazete kültür sanat sayfasının doluluğu ve köşe yazarlarının büyük bölümünün edebiyat ve düşünce insanı olmaları sevinilecek bir durum oluşturuyor. Günümüz Ergenekon bulamacında bütün muhafazakâr ve sağ gazeteler, yazarlarıyla bu bulamaçta debelenirlerken, düşünce ve okuma adına bir hamlenin olmayışı daha da vahim bir durum oluşturuyor. Düşünce, inanç ve kültür kavgası, oluşumu yerine kayıkçı kavgası, çıkar, pasta kavgasıyla gençler bir uçuruma götürülüyor.
Anadolu Gençlik de bu anlamda tek gençlik dayanağımız. Onların da bu büyüklüklerine, hasbiliklerine, sahihliklerine rağmen okumaya yeterince yoğunlaşmadıkları kanaatindeyim. Bu gençlik gelecekte Türkiye'yi yönetecek olan bir gençlik. Geçen yıl Samsun'da bir konferansta girdiğim üniversite kampüsünde binlerce gencin uçarı bir dünyada olduklarını gördüm, sezdim. Ne yazık ki Türkiye üniversiteleri boş insanları toplum içine salıyor. Kimi özel çabalar gençliğin kurtuluşuna yetecek mi?
Bu arada Anadolu Gençlik İstanbul Üniversitesi gençleriyle Necip Fazıl okumalarımız bizi son derece mutlu etti. Yirmi, yirmi beş kişilik bu genç grup ile yaptığımız okumalarda büyük bir heyecan yaşadım. Pırıl pırıl bu gençler bir dünya keşfettiler. Ben de onlarla yaşadım. Onca yoğunluğum arasında, Üstad'ın iki kitabını birlikte okuduk, müzakere ettik. Benden önce de okumuşlardı. Son okuduğumuz kitap Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu idi. Onlarla bir okuma heyecanı yaşamak, onların keşif dünyasındaki heyecanları yaşamak apayrı bir mutluluk yaşattı. Sınav dönemleri olmasına karşın kitabı didik didik edişleri, kafalarındaki kimi soruların çözülmesi, kimi soruların belirmesi sevindirici.
Hayatta onlarca şair ve yazarımız var. Şiir şölenlerinde gidip onları dinlemek yerine, her biri şairlerin kitaplarını alsalar, şairlerle buluşsalar, onları şiir yağmuruna, soru yağmuruna tutsalar çok daha hayırlı olacak. Öykü kitapları, romanlar, denemeler, düşünce kitapları okusalar. Yazarları anlamaya çalışsalar... Bu ülke insanı çok tuhaf. Büyük bir şair, düşünür olan Sezai Karakoç gibi bir imkânı değerlendirmiyor. Asıl tuhaflık burada. Dedi kodu üretmekten, onların okunmamamsı için üzerine örtmek için türlü bahaneler üretmekten başka bir şey yapmıyorlar. Çocuklar gibi mahalle kabadayılarının kavgası gibi, benim şairim senin şairini döver mantığı içindedirler. Yerli eserlerle birlikte Batı Klasikleri, İslâm düşüncesinin temel eserleri bir arada okunursa gençliğin ufku çok farklılaşacak.
Gençler tatile çıkarken yanlarında en az on kitap almalıdırlar. Bir edebiyat dergisine de abone olmalılar. Haydi gençler bu bir ödev.
Ali Haydar Haksal
Millî Gazete
16 Haziran 2009
"Kardeş Kalemler" dergisi
Kardeş KalemlerAylık Avrasya Edebiyat Dergisi
Haziran - 2009
30. Sayı
Bu sayımızı büyük romancımız Cengiz Aytmatov’un birinci ölüm yıldönümü dolayısıyla Kırgız Edebiyatına ayırdık. Bu özel sayıda, Kırgız edebiyatı hakkında genel bilgiler; yazar, şair ve edebiyatçıların yazılarından, eserlerinden örnekler bulacaksınız.
Özel sayımıza Cengiz Aytmatov’un Isık Göl’e Özlem şiiriyle başladık. Böylelikle büyük yazarımızın bugüne kadar bilinmeyen bir yönünü de öğrenmiş oluyoruz.
Şiir bölümünde, Kırgız edebiyatının usta, lirik şairi Alıkul Osmonov’dan; yaşayan en büyük Manasçı Urkaş Mambetaliyev’den, Kırgızistan Yazarlar Birliği Başkanı Omor Sultanov’dan, genç şairlerden Nurlan Şerimbekov ve Altınbek İsmailov’dan şiirler yer alıyor.
Mukay Elebayev’in “Fırtınalı Gün”, Çolponbek Abıkeyev’in “Benim Hakkımda Yazın” başlıklı eserlerini önemli hikaye örnekleri olarak sunuyoruz.
Türk lehçeleri arasında yapılan çeviriler için aktarma terimini kullanıyorduk. Türk Lehçeleri Arasındaki Aktarma Çalışmalarının Bugünkü Durumu ve Karşılaşılan Sorunlar konulu uluslararası sempozyum ve çalışma atölyesinde bu konu üzerine birçok görüş
beyan edildi. Biz, Kardeş Kalemler dergisi olarak Türk lehçeleri arasındaki tercümeler için, “çeviri” ve “çeviren” terimlerini; başka dillerden yapılan tercümeler içinde “tercüme eden” ve “tercüme” terimlerini kullanmayı uygun gördük. Bundan sonraki çalışmalarımızda bu terimleri kullanacağımızı hatırlatmak isteriz.
Avrasya Yazarlar Birliği olarak yoğun bir çalışma ve başarılı bir organizasyonla Kaşgarlı Mahmut’un Doğumunun 1000. Yılı anısına iki aşamalı “Uluslararası Kaşgarlı Mahmut Hikaye Yarışması” düzenleyerek hem ulusal hem de uluslararası merhalelerini sonuçlandırmıştık. TİKA’nın da katkılarıyla bu büyük, tarihî organizasyonda uluslararası ölçekte dereceye giren hikayeleri “Kaşgarlı Mahmut’un 1000. Yılında 1000 Hikaye” adıyla, kitaplaştırdık.
Metin ve Senaryo Yazarlığı Atölyesi ve bu müddet zarfında düzenlediğimiz açık seminer ve konferanslar sona erdi. Diploma törenimiz, atölyede ders veren hocalarımızdan Osman Çeviksoy, Hüseyin Özbay, Kamil Akarsu, Mustafa Kurt; genç yazarlarımızın ve edebiyat severlerin iştirakiyle Avrasya Yazarlar Birliği’nin salonunda gerçekleşti. Kursa katılan öğrencilerimizin yazılarından seçilen örnekleri ileriki sayılarımızda sizlerle de paylaşacağız.
Ankara’da, İstiklâl Marşımızın beton yığınları arasında bir vahayı andıran bu güzel mekanlardan birinde kaleme alındığı Taceddin Dergahı ve Hacettepe Mahalleleri adına ve tarihine yakışır şekilde restore edildi.
Altındağ Belediye Başkanı Sayın Veysel Tiryaki Bey, yapılan çalışmalarla eski Ankara atmosferini günümüze taşıyan bu tarihi ve kutsal mekanda Avrasya Yazarlar Birliği’mize bir Ankara evi tahsis etti. Sayın Veysel Tiryaki Beye teşekkürlerimizi bildiriyoruz. Yeni adresimizi dergimizin iç sayfalarında sizlerle paylaşıyor; bu şirin mekana bütün sanatsever dostlarımızı bekliyoruz.
Bütün bu faaliyetlerin kalem ve gönül kardeşliğimizi kuvvetlendirmesi dileklerimle….
Ali Akbaş
İçindekiler:
5Cengiz Aytmatov
Isık Göl'e Özlem
7İmdat Avşar
Aytmatov'un Kabrinde
9Omor Sultanov
Sayakbay'ı Düşünürken
10Urkaş Mambetaliyev
Altın Bulut Damlası
11Sooronbay Cusuyev
Cengiz Aytmatov’a
13Kasiyet Beknazarova
Isık Göl’e
15Nurlan Şerimbekov
Çolpan
16Eldar Attokur
Gizemli Düş
17Altınbek İsmailov
Dörtlükler
18İbrahim Türkhan
Alıkul Osmonov Hayatı ve Şiirleri
26Ali Akbaş
Kırgız Adı Üzerine Bir Etimoloji Denemesi
28Mukay Elebayev
Fırtınalı Gün
31Çolponbek Abıkeyev
Benim Hakkımda Yazın
34Elmira Acıkanova
Göy Güller
37Hatice Akimcan
Uzakta Kalan Düşler
40Aydarbek Sarmanbetov
Kırgızların Büyük Yazarı Cengiz Aytmatov’la Mülakat
43Abdrasul İsakov
Manas Destanı ve Destanda Kırgız-Moğol İlişkileri
49Orhan Söylemez
Aytmatov’un Aşkları ve Kadın Kahramanları
56Mustafa Ocakbeği
Cengiz Aytmatov’un Yüz Yüze Adlı Hikayesinde Biyografisi, Tarihi Gerçeklik ve Çocuk İzleği
63Nermin Öztürk
Yirminci Yüzyıl Kırgız Edebiyatına Bir Bakış ve Tölögön Kasımbek’in Kırgız Nesrinin Gelişimindeki Yeri
66Kaçkınbay Artıkbayev
Coomart Bökönbayev’in Hayatı, Şiiri ve Sanatına Bir Bakış
74Altınbek İsmailov
Salican Cigitov’un Hayatına Genel Bir Bakış
78Tölö Acıuulu İbrayım
Kırgızistan’daki 1916 Yılındaki İsyanda Yaşadıklarım
85Roza Abdıkulova
Kırgızistan’daki 1916 Yılındaki İsyanda Yaşadıklarım
88Süleyman Kayıpov
Cengiz Aytmatov’un “Do Dna Do Dna” Hikayesi veya Bizim Kim Olduğumuz Hakkında
91brahim Türkhan
Postmodern Tercüme ve Yerellikten Evrenselliğe
İrtibat:
www.kardeskalemler.com
www.ayb.org.tr
14 Haziran 2009 Pazar
Kanayan Yaramız Filistin "Kültür" dergisinde
Ortadoğu'nun en sancılı topraklarından olan Filistin, tarihin belli dönemlerinde kanamakta ve kanadıkça özellikle Müslümanların vicdanında derin yaralar açmakta.Üç aylık Kültür Dergisi, kadim bir mirasın bize emaneti olan Filistin'i yeni sayısında konuk etti. Filistin'in bugününe değil, tarihsel kökenine, dinler tarihindeki yerine vurgu yaparak konuların işlendiği Kültür Dergisi, aslında meselenin asli mecrasında tartışılmasına da katkı sağlamış oluyor. Dergide her sayı gördüğümüz mutad isimlerin dışında Ortadoğu uzmanı, akademisyen yazarların da yazılarıyla yer aldığı dergi, bu noktada kaynak bir eser olma özelliği de taşıyor.
Filistin'in en kritik merkezini işleyen "Paylaşılmayan barış şehri: Kudüs", yazısında Prof. Dr. Baki Adam, "İsrail ve Filistin halkının Kudüs üzerinde uzlaşmaları neredeyse imkânsız gibidir. Çünkü kutsal mabet tepesinde iki halkın dini değerlerini temsil eden Süleyman Mabedi ile Mescid-i Aksa üst üste birbirine geçmiş durumdadır; birini oradan başka bir yere taşımanın dini açıdan bir imkânı yoktur." sözleriyle aslında buradaki kavganın tarih var oldukça süreceğine işaret ediyor. "İngiliz Misyonerleri Filistin'de" yazısı ile Prof. Dr. Ş. Tufan Buzpınar, 19. yy'dan bu yana önemli ölçüde yatırımlar yapmış, çok sayıda okul açmış İngiliz Misyonerlerinin bu topraklar üzerinde ciddi hesapları olduğu deşifre ediyor. Arşiv uzmanı Kemal Gurulkan Osmanlı döneminde Kudüs'ün idari yapısını incelerken İrfan Dağdelen, Salnameler ışında Kudüs ve civarının sosyoekonomik durumunu değerlendiriyor. Tuncay Yılmazer, I. Dünya Savaşında İngiliz General Allenby tarafından Filistin'de yok edilen Osmanlı ordusunu, Başbakanlık Arşivleri Genel Müdür yardımcısı Mustafa Budak ise savaş sonrası Filistin ve Türkiye ilişkilerini her iki tarafın bakış açısıyla inceliyor. Dergide öne çıkan bazı isimler ve başlıklar şunlar: Gazze Muharebeleri ve Filistin Cephesi, Muzaffer Albayrak; bölgedeki Osmanlı yapıları, Muhammet Temirci; Filistin'in manevi dünyasını aydınlatan hanım mutasavvıf: Fatma el-Yeşrutî, Ahmet Kavas; Barış şehri Kudüs'ün savaş sebebi: Kamame ve Beytüllahim Kiliseleri, Erdem Genç; Filistin ile ilgili Osmanlıca yayınlanmış olan kitaplar listesi, Rüyan Soydan ve Bursa'da Gazeli bir Derviş Ahmed-i Gazi Mustafa Kara tarafından yazıldı. Ayrıca Filistin İşgalinin tarihçesini etraflı bir şekilde derginin editörü Fatih Güldal'ın yazısında okuyoruz. Filistin sadece kan ve gözyaşı değildir. Tarih, edebiyat, tasavvuf, medeniyet iç içe geçmiş bu bereketli toprakların tarihini okumak isteyenler mutlaka Kültür'ü edinsinler. Derginin abonelik kampanyası devam ediyor. Bir yıllık abone olanlara 2 adet kitap hediye ediliyor. (İrtibat için: 0212 491 04 27, www.kulturdergisi.com.tr )
Kâmil Büyüker
"Hece Öykü"de Çağdaş İran Öyküsü
DOSYA: ÇAĞDAŞ İRAN ÖYKÜSÜÖYKÜ GÜNDEMİ
Necip Tosun İki Siyasetçi İki Öykücü 3
Necati Mert Emeğe Adanmış 75 Yıl 4
Mine Hoşcan Bilge 8. İzmir Öykü Günleri’nin Ardından... 6
ÖYKÜLER
Nalan Barbarosoğlu Ses-Fanus 12
Köksal Alver Orada, Ekberhan Sokağında Akasya Gölgesinde 18
Yıldız Ramazanoğlu Sinekacı Kadınlar 22
Abdullah Harmancı Ağu 34
Nilüfer Altunkaya Trenler, Çocuklar ve Diğerleri... 37
Figen Alkaç Yanakta Keyiflenen Gülümseme 43
Hasan Aycın Çizgi 49
DOSYA ÇAĞDAŞ İRAN ÖYKÜSÜ
Hicabi Kırlangıç İran Öykücülüğü 51
Asım Öz Türkçe’de İran Edebiyatı ve Öyküsü 55
Mustafa Aldı Mustafa Mestûr’la Öykücülüğü ve İran Öyküsü... 63
Mahmud Devletâbâdî Ayna 67
Golî Terakkî Nar Hanım ve Oğulları 70
Muhammed Muhammedi Kömür Madeni Nerededir? 86
Ali Hudayî Cam Ardından, Ses İçinden 89
Cafer Müderris Sadıkî Ekselans 97
Ferhunde Agayî Benim Kaplumbağam 107
Hüseyin Murtazaiyan Âbkenar Soğuk Kabin 112
Mustafa Mestûr Hayat Hakkında Birkaç Güvenilir Rivayet 115
Muhsin Mahmelbâf Hacı Ağa 120
Yakup Yadali Yarışma 124
Siyâmek Golşirî Örümcek 126
ÖYKÜLER
İsmail Sert Sayılı Gün 133
Güzide Ertürk Son Dakikada Penaltı 137
Rüveyda Güngör Tütsü ve Levni 139
Jülide Uzsayılır Kırmızı 144
Zeynep Hicret Ağaçtaki Adam 148
Ayşegül Ünal Baki Olan Aşk 152
Kurt Tucholsky Küçük İstasyon 155
Zekeriya Tamir Beklenen Kadın 156
Franz Kafka Eve Dönüş 157
Ali Abacı Rasim Özdenören’le İmkânsız Öyküler Üzerine:... 158
Asım Öz İmkânsız Öyküler’in Kendine Özgü Derinliği 161
ÖYKÜ KİTAPLIĞI
İsmail Sert Önce Ben Onu Öldürdüm 165
Seda Yücel Öğle Paydosu 166
Şule Akkaya Sencer ile Yusufçuk 167
13 Haziran 2009 Cumartesi
Gerçek Hayat ve Faruk Yücel
Gerçek Hayat Faruk Yücel’ini uğurladı…HAY ALLAH/Yusuf Armağan
8 Haziran 2009 günü. İsmail Kılıçarslan’ın Mahmut Fazıl Coşkun’a attığı “Faruk’umuzu kaybettik!” mesajına Mahmut’un verdiği “Hay Allah!” cevabı Faruk’u özetliyordu. Şundan eminim; hastalığını büyük bir metanetle ve sabırla göğüslemeye çalışan Faruk hem hastalığı boyunca hem de ölümü anında bu cümleyi kurmuştur. İşte bu cümle bana Faruk’u hatırlatıyor.
YAĞMURLU BİR GÜNDE GÖRMÜŞTÜM SENİ…/İskender Gümüş
Yakışıklıydı, badem gözlüydü, kemoterapiden sonra saçları döküldüğünde “Hanzala gibi oldum” diyordu. Hepimiz çok sevmiştik Faruk’u. Neler söyleyebiliriz bilmiyorum. İçimiz acıyor. Acımız ve kaybımız çok büyük. Biliyoruz ki bu dünyadaki Gerçek Hayat’tan asıl Gerçek Hayat’a göçtü.
‘Ya ilahi hiç Faruk’tan deydi mi sana ziyan’/İbrahim Paşalı
10 yıl önce, 16 yaşında trafik kazasında kaybettiğim kardeşimden bir yaş küçüktü… Adları aynıydı: Ömer Faruk. Faruk demeyi tercih ediyordum, sonunun ona benzemesinden korkuyordum belki de…İstirahatgahları da aynı oldu: Şimdi iki kardeşim de iki yüz metre arayla aynı mezarlıkta yatıyor…
GÖK EKİN/Sibel Eraslan
Yolculuğu hep severdin ve haber atlatmayı, işte hepimizi atlattın. Cennette kıdem sahibi olasın güzel yolcum, güzel öncüm… Gerçek Hayat’taydın zaten, şimdi aslolan Gerçek Hayat’a intikal ettin. “Bu Yaka”nın kalemşörü, “O Yaka”ya hellerimizi birbir söyle… Resulullah’a (sav) bizlerden selam söyle yavrucuğum. Hallerimizi bir bir anlat Efendimize e mi Ömer’im…
AH SEVGİLİ FARUK!/Nihat Nasır
Neyse ki, ardından ‘inna lillahi ve inna ileyhi raciun’ demeyi aklettim. Evet, sevgili Faruk…O’ndan geldik ve O’na döneceğiz… Sen acele ettin bizden önce döndün O’na sevgili Faruk…
TRİNİDAT SENİN OLSUN TOBAGO BENİM/Nadir Marmara
Çok sevdiği yazar Peyami Sefa’nın “simeranya”sını tekrar tekrar yaşadı. Ama, hiçbir “yalnız”lığın “mükemmele” vardığı yok. En büyük özelliği, zamansızlığıydı. Asla, hiçbir zaman, önceden belirlenmiş herhangi bir tarihte randevusuna vaktinde geldiği görülmedim. Ama bu defa geç kalan ben oldum. Söz dostum, tüm dünya futbol elemelerinde ve kupalarında Trinidat-Tobago’yu destekleyeceğim…
"Şu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm/Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi". Kardeşimiz Faruk Yücel'i rahmet ile anıyoruz. Mekanı cennet olsun !..
"Yüzakı" dergisi
ÇOCUKLARIMIZ KİMİN EVLÂDIBüyükler, bir cemiyet içinde dikkatlerini çeken bir çocuk görünce hemen sorarlardı:
“Sen kimin oğlusun? Sen kimlerdensin?”Bu sorudan murat; delikanlının sadece nesebini, ailesini sormak değildi. Bu kıymeti cemiyete, yarınlara kimin hazırladığını sormak ve cevap verdirirken de kime ve kimlere mensup olduğunu söylettirerek hatırlatmaktı...
Nesep mühim...Batı neredeyse evlâtlarıyla biyolojik bağını, nesebini bile koparmış durumda. Fakat nesebimizle, kan bağımızla, biyolojik alâkamızla bizim olan evlâtlarımız; kime, kimlere mensup olmak istiyor? Hangi nisbetler, hangi münasebetler içerisinde yetişiyor? Çocuklarımız yetiştiklerinde nerelere müntesip olacak? Bu suallerin cevabı; «Çocuklarımız Kimin Evlâdı?» sorusunun gerçek cevabıdır.
Çocuklarımızın DNA şifreleri gibi, ruh ve gönül şifrelerinin de bizimle bir ve beraber olmasının yolu; sapasağlam bir eğitim... Fıtrata uygun bir eğitim... Koruyucu, kollayıcı bir eğitim...
Eğitim ailede başlıyor ve şu hakikat çerçevesinde kemalini buluyor:
Kusursuz evlâtlar istiyorsak, kusursuz anne-babalar olmalıyız.
Okulların tatile gireceği, fakat hayat okulunun kapılarının sonuna kadar açılacağı, bereketli Haziran ayında, dosya konumuz; istikbâlimiz olan çocuklarımız...
Çocuklarımız kimin evlâdı? Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ önce teşhisi koyuyor:“Eğer ebeveyn ile evlât arasında her şeyde ve sürekli bir ayrılık ve aykırılık varsa, o evlât artık başkasının olmuş demektir. Kimin? Dış mihraklı fırsatçıların... Yabanların, yabancıların... Ya da internetin... Sokağın... Kötü alışkanlıkların...” Sonra da tedaviye başlamanın yolunu gösteriyor:“Çocuklarınızı geri isteyin! Onlar ait olduğu fikirde harman savurmalı, ait olduğu gönülde yoğrulmalı, ait olduğu inançta pişmeli, ait olduğu medeniyette yükselmeli, ait olduğu toprakta kök salarak ait olduğu bayrağın kolu-kanadı olmalı.”
Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi; eğitimin iki büyük rehberinden hareketle; «Kur’ân-ı Kerîm’in Telkin Ettiği Kâmil İnsan Hüviyeti»ni, kaleme aldılar. Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın gösterdiği, Efendimiz’in yaşadığı kâmil insan hüviyeti... Temelini sevgiden, sevdiğiyle her hâl üzere hemhâl olmaktan alan bir eğitim ile...
Mustafa KÜÇÜKAŞCI; tekrarın önemini etraflıca ele aldı. Yard. Doç. Dr. Harun ÖĞMÜŞ; evlât yetiştirmenin, ebediyet iştiyâkımızla alâkasına temas etti. H. Kübra ERGİN; tasavvufta in’ikâs adı verilen his bağının eğitimdeki ehemmiyetini ilmî gelişmeler ve yorumlarla ortaya koydu. Ayla AĞABEGÜM; eğitimin, başarıya -daha doğrusu- testte doğru şıkkı bulabilmeye odaklanmasının yanlışlığını vurguladı. Aynur TUTKUN, eğitimde aile ve evin ağırlığına işaret etti.
Dr. Naif ÖZKUL, Necip Fazıl’ın nefis üzerine bir konferansından notlarını aktarırken; Ahmet SADIK, Azerbaycan Türkiye münasebetlerine tarihî bir açıdan bakmaya davet etti.
Şiirler... Geleceğe, gençliğe, nesillere sesleniş... Evlâtlarımıza; bizliklerini iradeleriyle perçinleme çağrısı...Geleneğe ve geleceğe...
Huzurlu bir mâzîden huzurlu bir istikbâle
54. Sayısında "Yolcu" dergisi

54. Sayısında Yolcu;
“ EKMEĞE VE ALINTERİNE ANDOLSUN!”
Yaz aylarının bunaltıcı rehavetine serin bir nefes gibi geldi Yolcu. Yeni sayısında Endülüs merkezli yazıların dikkat çektiği dergi, yayın yönetmeni Ferhat Kalender’in kaleme aldığı Seyir Defteri ile başlıyor her zamanki gibi. İnsanlık tarihindeki büyük bunalımlar ve çöküşler üzerinde duran Kalender, özellikle son yıllarda ülkemizde yaşanan savrulmalara dikkat çekiyor; “ İktidarın/gücün/ şöhretin ve paranın sarsıcı sarhoşluğu, içerisindeki demir eli gizleyen kadife eldiven gibi bizleri okşuyor. Yaşadığımız zaman, bu modern dünya, insanlığımızı etiketleyerek, içeriksizleştiriyor. Gittikçe küçülen ve köksüzleşen bir hayat tarzı bu. Kimliğimizi oluşturan bütün değerler tüketim denilen arsız salgının önünde anlamını kaybetmekte.” Ferhat Kalender, her yazısında olduğu gibi ‘hiçbir şey yapamıyorsan farkında ol ve uyar!’ kabilinde mesajlar veriyor okuyanına. Arka kapağı ünlü Endülüslü şair ve tiyatro yazarı Garcia Lorca’nın ‘Atlının Türküsü’ süslüyor. Derginin ilk şiiri de Endülüs’ü anlatıyor Mehmet Aycı kaleminden. Uzun süre yolcu sayfalarında göremediğimiz Sadık Yalsızuçanlar ‘ Uzun’un Kısa Hikayesi’ başlıklı yazısında naif yazın insanı Mehmet Uzun’u üzerinden doğunun bilgelik ve irfan mektebine değiniyor. Endülüs üzerine E. İbrahim “ Endülüs Aşkımız ve Acımız”, Müştehir Karakaya “ Endülüs’ün Kara Yazgısına Dipnot”, Mustafa Özçelik “ Endülüs’ten Anadolu’ya”, Ömer İdris Akdin “Özgürlüğün Yitik Sancağı”, başlıklarıyla içten ve hüzünlü yazılar kaleme almışlar.
Derginin özel bölümlerinden biri olan orta sayfa söyleşisinde İbrahim TÖKEL’in içerikleri birer makale konusu olabilecek sorularına Bejan Matur tarafından biraz da aceleye getirilmiş cevaplar veriliyor. Kanımca bu sorular okunmaya değer! Yolcu’nun ilginç köşelerinden biri olan ‘Dipnot’ bölümünde aktarıldığına göre kadim dostlardan Faruk Bozgöz’ün Ortadoğu’nun yaşayan şair ve öykücüleri üzerine yapacağı çalışmalar her sayıda derginin sayfalarında yer alacak. Bunlardan ilki Yemen’in yaşayan en büyük şairi Abdulaziz Salih el- Makalıh. Tercüme edilmiş esaslı bir şiiri ve yaşam öyküsüyle 54. sayıda.
Dergi birkaç sayıdır yayınlanan şiir sayısında oldukça seçici davranmaya çalıyor. 54’de seçilen şiirlere baktığımızda belli bir ritmin yakalandığını gözlemleyebiliriz. Yahya Kurtkaya’dan ‘Uzun Tırnaklar’, Suavi Kemal Yazgıç’tan ‘ Hat ve Had’, Uygur Orhan’dan ‘ Cam Altında Çizikler’, Halil İbrahim Özbay’dan ‘ Karanlıkta Kalan’, Fatma Esti’den ‘İyi Adamlar Gidince’ derginin şiirleri olarak karşımıza çıkıyor.
Yolcu’nun Yenilgi adlı sayfasında daha çok hırçın, bağımsız ve biraz da melankolik bir tarzı benimseyen gençler, önümüzdeki sayılarda bu sayfayı iki sayfa haline getireceklerini ve bir ekip olarak dergi içerisinde dergi formatında yayın yapacaklarını duyuruyorlar. Dört sayıdır Yakın tarihle hesaplaşma üzerine yazılar kaleme alan ve özellikle 12 Eylül dönemi ve sonrasını inceleyen Selçuk Küpçük, yeni yazısında o dönemde yapılan idamların ve idam edilen gençlerin öykülerini içeren trajik öykülere devam ediyor. Uzun süredir kayıp olan ve Asimetrik yazılar başlıklı köşesiyle tadı damağımızda yazılar kaleme alan Alaattin Keykubat, ‘Salkım Hanımın Taneleri’ filmindeki ‘Durmuş’ tiplemesi üzerinden günümüzü değerlendiriyor.
Bu sayısında oldukça dolu bir içerikle okur karşısına çıkan dergide okunası deneme ve öykü sahipleri şöyle sıralanabilir; Ogün Kaymak, Bülent Sönmez , Eyüp Akyüz, Mustafa Uçurum, Faik Öcal, Eda Aktaş, Selami Ay, Yavuz Albayrak, Seyit Köse, Hasan Akçay, Fatıma Zeyra Merinos, Gül Çiğdem ve Ümran Yaka.
Son olarak Yolcu Dergisi’nin www.yolcudergisi.com adresinden yayın yapan sitesinin yenilendiğini ve tüm eski sayıların pdf formatında indirilebileceğini duyuralım.
Feriha Nur Tekin
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)